eskibirsaat.com: gülümseten yazılar, bazen de gerçekler

küçükken

Kendimi acayip kuvvetli sanirdim.

cocukluk_sanrilari

Sizi bilmem ama ben küçükken çok samimiydim ve şirindim. Çünkü ben küçükken hayata farklı gözlerle bakardım. Beynim bir başka çalışır, çevremde gördüğüm nesnelere farklı gözle bakar, farklı anlamlar çıkarırdım. Hayal gücüm sınırlarını aşar, her gördüğüm nesne ve canlı benim küçük dünyamın bir ürünü oluverirdi. Şimdi arkama bir baktığım zamanlar yüzüme tebessüm yerleştiren onlarca sanrım var, yaz yaz bitmez…

Mesela ben küçükken:

  • Bulutların üstünde bir şehir olduğuna inanırdım ve  oraya gitmek için planlar kurardım. Lakin daha sonra fizikle tanıştım ve suratımı astım.
  • Merdivenleri birbirine takarak uzaya çıkabileceğimi sanırdım. Ama dünyanın kabuğunu nasıl deleceğimi hiç hayal edemedim.
  • Çok derin bir çukur bulup içine girdiğimde, dünyanın öbür tarafına çıkacağımı sanardım. Tabi dünyanın öbür tarafını hiç bilmezken.
  • Akşamüstü gökyüzünde görünen ayı dünya sanar, “ulan o dünyaysa biz nerde yaşıyoruz” diye kafayı yerdim.
  • Güneş denizin üstünde batarken uzakta bir yerde denizin içine giriyor sanırdım, nasıl olup da sönmediğini sormuşluğum bile vardır babama. Cevabı hatırlamıyorum ama.
  • Şimşek çaktığında Allah’ın fotoğraflarımızı çektiğini sanırdım, pencereye çıkıp (gökyüzüne doğru) tüm dişlerimi göstererek  poz verirdim. Çok zevkliydi.
  • Kendimi acayip kuvvetli sanirdim. Hani böyle kodun mu otutturan cinsten.
  • Köpekleri erkek, kedileri kız sanırdım ki hiç de haksız sayılmazdım. Sonuçta ben sünnet olunca cinsiyet kavramını öğrenmiştim.
  • Televizyonda maç seyrederken, spikerin sesinin statta da duyulduğunu zannederdim. Hatta insanlar ne büyük sabırla duymazlıktan geliyor diye hayret eder dururdum. Küçücük çocuk ne anlar teknolojiden.
  • Futbol takımlarının aldıkları kupaları  satarak para kazandıklarını sanırdım. Ben nereden bileyim biletin para ile satıldığını, havuz sistemini.
  • Fotoğrafların bir süre geçtikten sonra siyah-beyaz olduklarını sanardım. Bence bu konuya kafa patlatan her velet aynı şeyi düşünmelidir.
  • Bütün kapıcalara “satılmış” denildiğini sanırdım, çünkü bizim kapıcımızın adı satılmışdı. Kapıcı değişince ona satılmış dediğimde hiç bakmadı.
  • Yediklerim ayak parmaklarımdan kafama kadar içimde birikiyor, vücudum dolunca da öleceğim sanırdım. O yüzden az yemek yerdim. Hala zayıfım.
  • Kalp hastalığının  “kalbi var” şeklinde söylenmesinden dolayı ve bunun o zamanki anlayış tarzımla sadece büyüklerde olduğundan dolayı yaşla ilgili sanırdım ve kalbimin olacağı günü sabırsızlıkla beklerdim.
  • Büyükbabama “büyükbaba” dediğim halde, neden babama “küçükbaba” denmediğini merak etmişliğimde vardır.
  • Her çekik gözlüyü karateci sanırdım. Onlarda karate ile ilgili film yapıp durmasalardı.
  • Babamın bir arkadaşı vardı, kafası kel ve sakallı idi, ben de kafasının başaşağı döndürüldürüldüğünü sanıp perdenin arkasına saklanmıştım ve korkutan sıça yazmıştım.
  • İkiz bebekleri çok seveverdim, insanların ikiz bebekler için, bir gecede iki kere sevişmeleri gerektiğini düşünürdüm. Hatta neden ikizim yok diye üzülüp, tembelliği yüzünden anneme uzun süre küs kaldığım olmuştu. Tabi tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış misali.

Yüzünüzde tebessüm olduysa söyleyinde bendeniz de tebessüm buyursun. Saygılarımla kaarilerim.

Share/Save/Bookmark

kazkafalılar

6 yaşındaki bir çocuktan ne istemiştiniz ey kaz kafalılar!

kaz

Allah günah yazmasın ama, dünyadaki en pis, en iğrenç en rezil, en mendebur hayvan kazdır dostlarım… Şu hayatımda, ne fareden, ne yılandan, ne akrepten, ne gergedandan ne tavşandan korkarım ama kazdan korkarım arkadaş. Zira bu kaz dediğin hayvan insanlar gibi kincidir ve insanlar gibi eziği buldumuydu sömürür, ağzına edene kadar, onu tarihten silene kadar durmaz. Mahvetmeye yemin etmiştir bir kere.

Bundan takribi 17- 18  sene önce, Erzurum’un  Aşkale ilçesi, Yeniköy köyünde yaşardık.  Ahırımız vardı bizim  ve atlarımız, mandalarımız, öküzlerimiz ve kazlarımız vardı. Hatta o kazlardan bir sürü (bissürü) vardı ahırımızda. O zamanlar severdik tabi kaz denen o hayvanları. Zira yiyemediğimiz salçalı ekmekleri bir sekilde balkondan aşağıya sallayıp “yiyin lan ipnetorlar ehi ehi” diye güler, kahvaltıda 7 ekmek salçalı ekmek yiyen çocuğuna “afferim benim goççuma” diyen anamın da taktirini kazanirdik. (O zamanlar annem yoktu benim anam vardı ayrıca. Şehre gelince annem oldu benim.)

Gel zaman git zaman, bu beyaz kaz sürüsü, bizi bir şekilde salçalı ekmekle özdeşleştirmiş olacaklar ki, uzaklarından geçerken bir çırpınmalar, bir “giiaark giaark” demeler ile sevgilerini gösterir olmuşlardı. Ahh bana vaylar bana.. sanıyorum ki ben sevgi gösteriyorlar.. Meğerse bir İtalyan mafyasi gibi  (o zamanlar “the sopranos” yoktu )  “ekmeğimiz nerede ha!! ekmeğimiz nerede dedik!!” kıvamında sesler çıkartıyorlarmış.

Hiç unutmuyorum. 1991 in eylül ayı. Sünnet olmama ramak kalmış. Bakkala gidiyorum. Böyle toz leplepi alacağım. 2 tane de ekmek al demişti annem.

Bu eşkıya sürüsü, takribi 15 tane beyaz yecüc mecüc, önümü kestiler. Motorsikletliler tarafından önü kesilen bir Küçük Emrah misali hal alıvermiştim. O tarafa gidiyorum geliyorlar, bu tarafa gidiyorum geliyorlar. Attım ekmekleri tabi hemen. Atarsam bırakırlar sanmıştım ama yanılmışım. Peşimden gelmeleri bitmemişti. Kara üstü piranaları gibi ekmeği 6 saniyede tüketip, beni yemeğe and içtiler hemen. Konuşmalarını anlıyordum o korkuyla. “Bunla mı bitti sandın ha!” diyorlardı ve tam yakalıcaklardı ki”bubaa bubaa” diye bağıra bağıra çividen yapılmış kilidi olan kapıdan içeri attım kendimi.

İşte bu hayvanların korkunçluğu, bu hayvanların mendeburluğu burada başladı. Arkadaş 3 gün mü nöbet tutarsın sen kapımda da, benim dışımda kimseyi iplemezsin de ben dışarı çıkmaya çalıştığımda çullanırsın üstüme. 6 yaşındaki bir çocuktan ne istemiştiniz ey kaz kafalılar!

Share/Save/Bookmark

güvensizlik

insanı kazıdığında altından çıkan şey güvensizliktir

güvensizlik

Birileri hayatına canını acıtacak derinlikte bir iz bırakıyor, adı güvensizlik oluyor,
Onlar yola devam ediyor, sen yaya kalıyorsun…
Kimse dönüp ardına bakmıyor…
Klişeler darmadağın oluyor,
Hayat onlara dörtnala, ama sana yerinde sayıyor;
Hiçbir şey, ama hiçbir şey -sen bile- eskisi gibi olmuyor…

Çocukluğumda anneannemin bana söylediği bir söz vardı, saçma gelmişti o zamanlar. İnsan arkadaşlarına güvenmez miydi, hey allahım… Anneannem de o yaşında saçmalıyordu yani.  Anneannemin anneannesi anneanneme demişki: Söyleme sırrını dostuna, dostunun dostu vardır, o da söyler sırrını dostuna.

Ama benim arkadaşlarım öyle değildi ki. Biz herşeyi konuşur, paylaşırdık. Lakin çok geçmeden o zamanlar çok gizli saydığım sırlarım ifşa oluyor, “Ali, Zeynep Erdoğan’ı seviyoooooorrr” sözleri tüm sınıfa yayılılıyordu. Olsun akıllanmak için daha çok erkendi. Daha lise okuyacak, üniversiteye gidecektim ben. Paylaşılayaman arkadaşlar, kıskançlıklar, hoşlanılan kızlar, verilmeyen ders notları gibi orjinal sebeplerle bozulan arkadaşlıklarım olacaktı. Çok şükür, okul yıllarında arkadaşlarımla çakışan çıkarlarımız çok da fazla olmadığından yenilen kazıklar daha yenilir yutulur cinstendi.

Yapılanları çok kolay unutuyor, daha uzun yıllar hayatıma girecek arkadaşlara güveniyordum. An geldi iş hayatına girdim. Güleryüzlü, cana yakın ablalar, yardım sever ağabeyler, benim gibi iş hayatını yeni tanıyan akranlarım vardı. Ofis ortamı güzeldi. Konuşacak çok şeyimiz oluyordu. Kim çalışıyor, kim bütün gün yatıyor, kim kiminle beraber… Bu dedikodularla öğlen tatillerine sıkıştırılmış dostluklarım oldu benim. Ancak çok mankafaydım ben. Birgün orada olmadığım öğle yemeğinde sohbetin, dedikoduların konusu olacağım nedense bir türlü aklıma gelmiyordu. Arkadaştık biz yahu, ne güzel dertleşiyor, paylaşıyorduk.  Hem sevgilerini anlatamayacağın, patronunu çekiştiremeyeceğin arkadaş olur muydu?

Eveet kaarilerim. Yıllar böyle geçti. Hiç kimse sürekli olamadı. Biri çıkıp, süpriz yapıp, kazık atmayayım demedi. Ben ne yaptım peki? Güvensizliği öğremdim ama güvensiz güvensiz güvenmeden de duramadım. En nihayetinde insandım çünkü, yalnız olamazdım. Dertler boyumu aştığında anlatacak, güvenecek birine ihtiyaç duyuyordum. İşte tam bu noktada kararsız kalıyordum. Güvensizlik iyi birşey niydi, bir meziyet miydi,böyle tedbirli olabilmek, insanı tetikte tutan ve kendimi güvene alacağım bir savunma silahı mıydı? Yoksa içimdeki akıllanmayan çocuğu öldüren bir silah mıydı güvensizlik?

Share/Save/Bookmark

baba

biz ailecek hastasıyız, her ne kadar uçamayan kahraman olsada

baba ve oğul

Babam her zaman benim için bir bakıma annemin bıyıklı versiyonu olmuştur. İkisi de aynı miktarda sevdi, ikisi de aynı korkuları hissetti benim için.

Babam zor bir işe talip olmuş ama. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyurmuş ki: “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlak ve terbiyeden daha değerli bir hediye vermemistir.”

Babam dünyada beni sevdiğine kesin inandığım iki kişinde biri.

Babam annemin bankamatiği.

Babam eve gelir gelmez huzuru bozabilen, programlanmış  gibi “hadi yatağa” diyerek beni delirtebilen naçizane insan.

Babam benim yaşayabileceğim en büyük benzerlik. Geçen söyledi tam onun bıyık bıraktığı yaşta bıyık bırakmışım.

Babam sağ olsun, okula başlayana kadar adımı “eşşolueşek”, kardeşimin adının ise “eşeksıpası” olduğunu sanıyordum. Ne yapayım, severken, kükrerken, gıdıklarken, bir şey isterken bize öyle hitap ederdi.

Babam kadar abartı insanda görmedim. Kendi kullandığı arabanın (Kangoo) dünya üzerindeki herhangi bir diğer arabadan daha iyi olduğunu saniyede 37 tane neden söyleyerek savunabililiyor çünkü.

Babam kültürlü insan. Maç seyrederken misafirin “Ya bir de kemençenin büyüğü gibi bir şey vardı neydi o?” sorusuna gözünü televizyondan ayırmadan ve ses tonunu muhafaza ederek “çello” cevabını vermesi yeterli.

Babam beni ağlatabilen tek insan. Geçen 17 yıldır aynı apartmanda yaşadığımız amcamlar taşınıyordu. Baktım bir köşe de ağlıyor, şok oldum… “Ne oldu” bile diyemedim, koştum kömürlüğe  hüngür hüngür ağladım, amcamları durdurmak istedim sırf babam üzülmesin diye. Hay aksi! Bunu yazarken bile gözlerim dolu dolu.

Babam eğitimim için herşeyini feda eden biri. Mesela örnek bi diyalog:

- Baba ben arkadaşlarla dışarı çıkıcam. Paran var mı? Belki sinemaya gideriz.
- Ne sineması eşşoleşşek? Para mara yok. Kart borcu diz boyu.

Ertesi gün:

- Baba yeni bi kitap çıkmış. Onu alıcam. Paran var mı?
- Olmaz mı evladım? Ne kadar lazım yavrucum? Al benim canım.

Babamın pişirebildiği yemeklere gelince; patatesli yumurta, sucuklu yumurta, kaşarlı yumurta,  menemen (dikkat o da bol yumurtalı) , sade yumurta.

Share/Save/Bookmark

idiotlar

idiot

Bazı hareketler vardır hiç gereği yoktur. İnsanı çileden çıkarır. Oldum olası tiksinirim gereksiz hareketleri yapanlardan. İlk görüşte nefret diye bişe vardır ya aynen öyle nefret ederim arkadaş. Toplum tarafından kabul görmüş bu gereksiz hareketleri yapanları dışlayalım. Tiksinelim, aynı havayı soluduğumuz anlarda nefesimizi tutalım. Lütfen, lütfen… Ben bu tip insanları listedim, buyrun:

  • Kış günlerinde , belediye otobüslerine binip cam kenarı boş olduğu halde, koridora oturan tipleri derhal rahatsız edesim gelir. Ne yani kimse senin yanına oturmasın mı?
  • Kız kardeşimin bir arkadaşı var, Sude. Daha 12 yaşında olan bu garip kızın 2 türlü huyu var. Birincisi, bakkala patenle gidip, ekmek almak. İkincisi ise ip atlarken gazoz içmek. Kız kardeşim anlattı dişini kırmış geçenlerde. Ohh canıma değsin.
  • Mahallemde ki teyzeler yapıyor sıradaki gereksizliği. “Güle güle” derken bir yandanda el sallıyorlar bu teyzeler. O el sallama olayı illa yapılacak mı yani? Mantığını bilen varsa beri gelsin.
  • Eskinden benimde yaptığım gereksiz hareketlerden biri de sandalyenin arka ayakları üstünde sallanmak. Düşünce hırs yapıyoruz o ayrı. Valla artık yapmıyorum.
  • Üniversite dönemi hariç, okulda her hocanın sınıfa girişiyle ayağa kalkıp günaydın diyip oturmak. Hoca her seferinde kalkmayın işareti yapsada bunu ısrarla  devam ettiren saçmalıklarda az sayıda değil.
  • Üzülünce yemek yiyenleride kınayalım.
  • “Nefis olmuş” demek için hem sesli olarak “nefiss” diyip hem de ellerini yumurta şekline sokup sallayan eziklere ne demeli?
  • Otobüslerde daha önceden inecek tuşuna basılmış olmasını gördüğü halde inatla bir daha basan tipleri derhal şöföre şikayet etmeliyiz. Bunların bir de asansör meşgul dediği halde inatla düğmeye basan moderen tipleri vardır.
  • Yer çekim kuvvetinden bir haber olan, esnek yapıdaki kişilerin amuda kalkıp su içmeleri en gereksizlerde zirveyi zorlar sanırım.
  • Msn iletisine yokum yazanları bence derhal silip engellemelisiniz.
  • Şapka takan bir bireyin şapkasını bir hamlede kafasından kapıp amelemsi gülüş atanlar zaten kendilerini ele veriyorlar.
  • Gitar çalarken sigara içen kırolara ne demeli? Ulan o halde solo atsan kaç yazar!

Liste daha fazla uzayabilir efenim aklıma geldikçe eklerim. Saygılar..

Share/Save/Bookmark