küçükken
Kendimi acayip kuvvetli sanirdim.

Sizi bilmem ama ben küçükken çok samimiydim ve şirindim. Çünkü ben küçükken hayata farklı gözlerle bakardım. Beynim bir başka çalışır, çevremde gördüğüm nesnelere farklı gözle bakar, farklı anlamlar çıkarırdım. Hayal gücüm sınırlarını aşar, her gördüğüm nesne ve canlı benim küçük dünyamın bir ürünü oluverirdi. Şimdi arkama bir baktığım zamanlar yüzüme tebessüm yerleştiren onlarca sanrım var, yaz yaz bitmez…
Mesela ben küçükken:
- Bulutların üstünde bir şehir olduğuna inanırdım ve oraya gitmek için planlar kurardım. Lakin daha sonra fizikle tanıştım ve suratımı astım.
- Merdivenleri birbirine takarak uzaya çıkabileceğimi sanırdım. Ama dünyanın kabuğunu nasıl deleceğimi hiç hayal edemedim.
- Çok derin bir çukur bulup içine girdiğimde, dünyanın öbür tarafına çıkacağımı sanardım. Tabi dünyanın öbür tarafını hiç bilmezken.
- Akşamüstü gökyüzünde görünen ayı dünya sanar, “ulan o dünyaysa biz nerde yaşıyoruz” diye kafayı yerdim.
- Güneş denizin üstünde batarken uzakta bir yerde denizin içine giriyor sanırdım, nasıl olup da sönmediğini sormuşluğum bile vardır babama. Cevabı hatırlamıyorum ama.
- Şimşek çaktığında Allah’ın fotoğraflarımızı çektiğini sanırdım, pencereye çıkıp (gökyüzüne doğru) tüm dişlerimi göstererek poz verirdim. Çok zevkliydi.
- Kendimi acayip kuvvetli sanirdim. Hani böyle kodun mu otutturan cinsten.
- Köpekleri erkek, kedileri kız sanırdım ki hiç de haksız sayılmazdım. Sonuçta ben sünnet olunca cinsiyet kavramını öğrenmiştim.
- Televizyonda maç seyrederken, spikerin sesinin statta da duyulduğunu zannederdim. Hatta insanlar ne büyük sabırla duymazlıktan geliyor diye hayret eder dururdum. Küçücük çocuk ne anlar teknolojiden.
- Futbol takımlarının aldıkları kupaları satarak para kazandıklarını sanırdım. Ben nereden bileyim biletin para ile satıldığını, havuz sistemini.
- Fotoğrafların bir süre geçtikten sonra siyah-beyaz olduklarını sanardım. Bence bu konuya kafa patlatan her velet aynı şeyi düşünmelidir.
- Bütün kapıcalara “satılmış” denildiğini sanırdım, çünkü bizim kapıcımızın adı satılmışdı. Kapıcı değişince ona satılmış dediğimde hiç bakmadı.
- Yediklerim ayak parmaklarımdan kafama kadar içimde birikiyor, vücudum dolunca da öleceğim sanırdım. O yüzden az yemek yerdim. Hala zayıfım.
- Kalp hastalığının “kalbi var” şeklinde söylenmesinden dolayı ve bunun o zamanki anlayış tarzımla sadece büyüklerde olduğundan dolayı yaşla ilgili sanırdım ve kalbimin olacağı günü sabırsızlıkla beklerdim.
- Büyükbabama “büyükbaba” dediğim halde, neden babama “küçükbaba” denmediğini merak etmişliğimde vardır.
- Her çekik gözlüyü karateci sanırdım. Onlarda karate ile ilgili film yapıp durmasalardı.
- Babamın bir arkadaşı vardı, kafası kel ve sakallı idi, ben de kafasının başaşağı döndürüldürüldüğünü sanıp perdenin arkasına saklanmıştım ve korkutan sıça yazmıştım.
- İkiz bebekleri çok seveverdim, insanların ikiz bebekler için, bir gecede iki kere sevişmeleri gerektiğini düşünürdüm. Hatta neden ikizim yok diye üzülüp, tembelliği yüzünden anneme uzun süre küs kaldığım olmuştu. Tabi tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış misali.
Yüzünüzde tebessüm olduysa söyleyinde bendeniz de tebessüm buyursun. Saygılarımla kaarilerim.





